28 Haziran 2014 Cumartesi

Ahmed Arif Üzerine

Ahmed Arif en sevdiğim şairlerin başında geliyor. Öyle ki yolda yürürken, otobüste veya herhangi bir yerde sürekli mısraları dönüp duruyor başımın içinde. Bu şiirlerin arasında bir tanesi var ki, ne zaman okusam, hatırlasam, veya dinlesem her seferinde yüreğimin bam teli titrer.Eğer sıkı bir Ahmed Arif okuyucuysanız eminim ki herkes az çok tahmin etmiştir. Hasretinden Prangalar Eskittim. 

Hasretinden prangalar eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz özel bir yeri oldu.

 HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM  
  
Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard- arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...         
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana
   Bir bu yana...

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni...
   Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini...


Ahmed Arif’i tanışmadan tanıdım!
AYDIN ENGİN

Bende 9 baskısı var. Dokuzuncu değil dokuz ayrı baskısı. Birinci, bir arkadaşa armağan edilmiş, bir tane daha alınmış. Polis evi basıp Marx’ın, Engels’in yanı sıra Ahmet Arif’i de götürmüş. Bir tane daha alınmış. Sevgilin armağan etmiş, iç sayfaya incecik bir soru düşmüş: “Uğruma ölümlere gidip gelir misin?” Bir başka baskısı: Elden ele geçerken lime lime olmuş, kapağı kırılmış. Sonra ben el koymuşum; Selimiye Askeri Cezaevi’ndeki ‘komün kitaplığı’ndan tırtıklamışım. Almanya’daki on iki yıllık siyasal göçmenlik günlerinin boğuntusunu kırmak için Türkiye’den onu istemişim. Bir arkadaşım 12 Eylül koşullarına meydan okumuş; Dale Carnegie’nin Dost Kazanma Sanatı adlı ‘masum’ kitabının kapağının içine gizleyip yollamış.
Şiire gözünü Nâzım Hikmet’le açan ve ondan başka şair tanımamayı marifet sayan ’68 gençliği’ne -galiba- Ferit Öngören cevap vermiş: “Nâzım ovaların şairidir, Ahmet Arif dağların…” Koca bir kuşağın epey büyük bir kesimi Ahmed Arif’le 12 Mart hapishanelerinde tanışmış. Maltepe Askeri Cezaevi’nin duvarları eminim hâlâ Haberin var mı taş duvar/ Demir kapı, kör pencere dizeleriyle meydan okuyanların sesleri yankılanıyordur. (Merhaba Harun Karadeniz!)
Ve şairin kendisi… Ankara Yenigün gazetesindeki arkadaşlarla bir rakı sohbeti. Gazetenin düzeltmeni de gelmiş. Kel kafalı, suskun ve somurtkan bir adam. Söz şiirden açıldı. O, susuyor. Söz, arkadaşların muzip gülücükleri eşliğinde Ahmed Arif’e geldi. O, susuyor. Ben “Ankara’nın İncesu Deresi’ne onun dizeleriyle vurgunum ve o dere Ankara’nın neresinde bilmiyorum. Hatta öyle bir dere var mı, onu da bilmiyorum” dedim. Suskun ve somurtuk adam, “Bir gün gel de sana göstereyim” dedi. Boş bulundum, “Biliyor musun sahiden” diye sordum. O “İyi bilirim” demekle yetindi. Sonra sohbet başka dallara atladı. Gece evinde kaldığım arkadaşım zalim bir gülücükle dalgasını geçti: “O adam Ahmed Arif’ti” dedi. Yazık, ben, Ahmed Arif’i tanışmadan tanıdım!

Okunmadıysa büyük eksiklik
TUĞRUL ERYILMAZ

O dönemi hatırlayalım. Marksizm ve Egzistansiyalizm, Çimento, Paris Düşerken gibi kitaplar okunuyor. Nâzım Hikmet’ten başka şair pek ciddiye alınmıyor. Ve birdenbire, şimdi tam hatırlamıyorum, ya şair Özkan Mert ya da Hüseyin Cevahir bana bir şiir kitabı veriyor. 68 sonlarına doğru olmalı. Benim gibi, maalesef şiirden fazla anlamayan biri bile kitabı aylarca elinden bırakamıyor, dönüp dönüp tekrar okuyor. Adı, Hasretinden Prangalar Eskittim. Kim bu Ahmed Arif? Tek bildiğimiz yaşlı (40′ını geçmiş ya) ve Kürt olduğu. 10′lu yaşların sonunda olan bizler bu aşk ve kavga üzerine inanılmaz sözler söyleyen adamın ölünceye kadar hayatımızda kalacağını o çağımızda bile anlıyoruz. Bir de Ahmed Arif’in kitabının çıkışının ardından Ankara SBF’ye gelip şiirlerini okuduğu geceyi hiç unutamam. O sert yüzün altında müthiş sevecen bir yürek. Bizle sohbet edip abuk sabuk sorulara cevap vermesi. İyi ki onu okudum ve gördüm. Hasretinden Prangalar Eskittim eğer okunmadıysa bu hayatta ciddi bir eksikliktir, dersem inanın bunda bir gram abartma yoktur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder