23 Aralık 2014 Salı

Kargaşa Projesi

Tyler'ın hep söylediği gibi hissediyordum kendimi; tarihin süprüntü ve kölelerinden biri olarak. Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım bütün güzellikleri yıkıp yok etmek istiyordum.
Amazon yağmur ormanlarını yakmak istiyordum. Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum. Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak, açık denizlerdeki petrol
kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum. Yemeye paramın yetmediği tüm balıkları öldürmek asla göremeyeceğim fransız kumsallarını kirletmek istiyordum.
Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum.
O çocuğu yumruklarken aslında yapmak istediğim, sikişmeyerek türünü tükenmeye mahrkum eden her pandanın ve pes edip kendini karaya atan her balinanın her yunusun alnının ortasına bir kurşun sıkmaktı.

Binlerce yıldır insaoğlu bu gezegendeki her şeyin içine etmiş,
her şeyi boka çevirmişti ve şimdi tarih benden herkesin pisliğini temizlememi bekliyordu. Boş konserve kutularını suyla çalkalamalı ve yassıltmalıydım.
Kullandığım her benzin damlasının hesabını vermeliydim.
Ayrıca nükleer atıkların gömülmüş mazot tanklarının ve ben doğmadan bi kuşak önce atılmış çöplerin oluşturduğu zehirli yığınların faturasını üstlenmek zorundaydım.
Melek suratlının yüzünü bir bebek gibi bir futbol topu gibi koltuğumun altına sıkıştırdım ve yumruklarımla yüzünü darmadağın ettim; dişleri dudaklarını delerek dışarı fırlayıncaya kadar.
Sırada çocuk kollarımın arasından kayarak paçavra gibi ayaklarımın dibine yığılıncaya kadar dirseğimle devam ettim. Emlacık kemiklerinin üstündeki deri ezilip morarıncaya kadar.
Ciğerlerime duman kokusu çekmek istiyordum
Kuşlarla geyikler gereksiz lükslerdir ve bütün balıklar su yüzüne vurmalıdır.
Louvre Müzesi'ni yakmak istiyordum. ELgin Mermerleri'ni balyozla parçalamak Mona Lisa'yla kıçımı silmek istiyordum. Bu dünya benim dünyam artık. O eski insanlar öldüler..
Kargaşa projesi fikri Tyler'ın aklına o sabah gelmişti.
Dünyadan tarihi söküp atmak istiyorduk.

Chuck Palahniuk, Fight Club

Bir yerlerde bir terslik var sanki

“Dostoyevski epilepsi hastası, homofobik ve iflah olmaz bir kumarbazdı. Oğuz Atay sevdiği kadına yakın olabilmek uğruna karısından boşanıp sevdiği kadının kocasıyla arkadaş oldu evlerine daha sık gidebilmek için. Salinger yaklaşık kırk yıl evinden dışarı adım atmadı, tek bir kare bile fotoğrafı çekilemedi. Yusuf Atılgan Türk Edebiyatının kilometre taşları sayılabilecek iki büyük eseri yazdıktan sonra (Anayurt Oteli ve Aylak Adam) insanlara küstü, bir köye yerleşip otuz yıla yakın neredeyse tek bir satır bile yazmadan çiftçilik yaptı. Althusser elli yıldır birlikte olduğu ve taparcasına sevdiği karısı Helen’i bir sabah yanıbaşında uyurken elleriyle boğdu, bu boktan hayata daha fazla katlanmasına seyirci kalmaması için. Stephan Zweig’de tıpkı Althusser gibi yaptı, tek farkla, o tabanca kullandı karısı ve kendisi için. İnsan ırkına duyduğu güvensizlik Walter Benjamin’i Fransa sınırında kendi kafasına sıkmaya zorladı. Hemingway yalancının tekiydi, Jean Genet gasptan tecavüze kadar bulaşmadık suç bırakmadı ve ömrünün yarısını hapiste geçirdi. Kierkegaard çok sevdiği nişanlısı Regine Olsen’i terk etti, çok sevdiği için. Ömrü boyunca hep acı çekti bu yüzden ama soranlara da yaptığının doğru olduğunu söyleyip durdu. O kadar çok seviyordu ki Regine’i ve o kadar nefret ediyordu ki kendisinden, evlenip onun kendisine ‘maruz kalmasına’ izin veremezdi!..
En sevdiğim yazarlardan bir kaçının kısa yaşam öykülerini anlatmaya çalıştım. Bir yerlerde bir terslik var ama nerede bilemiyorum..”

18 Eylül 2014 Perşembe

Yalnızlık

Bilgisayarın başına geçerken düşündüm. Gerçekten bir kaç kişi bile okuyacak olsa, dinlemeye değer bir adam mıydım? Yoksa insanlara söyleyemediklerini burada şiirlerle anlatan bir korkak mı? Mutlumu oluyordum birilerine şiirler yazarken? Yoksa sadece yalnızlığımı mı biraz olsun gideriyordum? İnanın şu iki aylık sürede sadece okudum. İçime kapandım. Neden bilmiyorum bir güç her şeyden soğuttu beni. Bilgisayar oyunlarına bağımlı birisinin, klavyesini toz tutmuş görmek güç bir durum. Belki hayatımın merkezi haline getirdiğim kadın böyle yaptı beni. Belki sadece okumayı, çok fazla okumayı özledim. Siz hiç sevilmeyi sevmeyen kadın gördünüz mü? Beni kimsenin sevmesini istemiyorum diyen. Ben onun saçlarına papatyadan taçlar yapacakken, dikenden hoşçakallar tercih etti. Hiç birisinden sevgi dilendiniz mi? Dudaklarından dökülecek 2 kelime için her şeyi yapacak kadar aciz oldunuz mu? Gururlu insanlar bunları yapamaz. Ama emin olun yaşadığım yalnızlığın ölçütünü bilseydiniz, beni daha iyi anlardınız. En zoru da unutmaya çalışmak. Unutmayı 'Emrah Serbes'`in 'Erken Kaybedenler' kitabından anlatalım

Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder...
Başlarken bilmiyor muydum saçma sapan bir ilişki olacağını? Tabi ki biliyordum. Ama aciz kişiliğim burada bir kez daha öne çıkıp pişmanlığı yaşamamak için bu tercihi yapmama zorladı beni. Belki hiç başlamasam şuan bu durumda olmayacaktım. Ama şundan eminim ki başlamadığım için pişmanlık duyardım. Şuan mutlu muyum, mutluyum. Ne var ki o hırçın saçları hep yüzüme savruluyor. Yüzüne her baktığımda pişmanlık, bir eski yara gibi hala kımıldayıp duruyor sol tarafımda. Biliyorum ona doyabilsem böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Ama bu sevdayı sen yıktın, sen öldürdün o hoyrat ellerinle. Eğer 17 yaşında ve çok yalnızsanız, varsa unutamadıklarınız veya pişmanlıklarınız, kalmadıysa eğer bir şeye inancınız. Bu Dünya sizin için çok boktan...

7 Ağustos 2014 Perşembe

Ali`nin Sekiz Günü

"Özür dilerim. Size bir şey sorabilir miyim?

Hayat neden bu kadar zalim?insanlar! insanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve neden bu kadar güzel? Ve vazgeçilmez? Peki, insanların birbirini anlamamak için bu büyük çabası neden?

Karım!
Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. istediği gibi bir adam olamadığım için.

Çocuklarım!
Çocuklarım da bana çok kızıyor. Onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı alamadığım için.

Patronum.
Patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor. Çünkü ona çok para kazandıramadığım için.

Dostlarım, akrabalarım, arkadaşlarım! Beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor. Onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için. Onlara ayak bağı olduğum için. Onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için.

Devlet!
Devlet de bana kızıyor. Daha çok vergi veremediğim için. Arada bir "Ne oluyor?" diye sorduğum için. Yanlış partiye oy verdiğim için.

Biliyor musun? Her tarafım kanıyor. Acılar içindeyim. Düşünüyorum, onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum.

Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma, "Üzgünüm" diyorum, "Sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim" diyorum, duymuyorlar. Acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi anlatıyorum, dinlemiyorlar.

Ben... Ben, "bana yardım edin" diyorum, kaçıyorlar. "Gelin biraz konuşalım" diyorum, masayı terk ediyorlar. "Ölüyorum ben" diyorum, "Ne zaman öleceksin" diye soruyorlar.

Lütfen bana söyler misin? Ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi. Şimdi ne oldu? Neden insanların artık birtakım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsun durup, hayatın, insanın, evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? Ben acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor? Sahici gelmiyor, samimim gelmiyor, neden? Neden? Neden, söyle bana. Neden? Ne olur bana yardım et. Yardım et bana. Lütfen... Lütfen...

Neden beni bu halimle kabul edip, aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için inanmadığım halde sürekli onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden onların arasında bencil olmak zorundayım? Neden varolabilmek için rekabet etmek zorundayım?

Lütfen... Lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamın sırrını söyle. Bak, biliyorsan o yolu, bana göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et.

Özür dilerim, inanın özür dilerim. Beni bağışlayın. Kendi derdimle sizi üzdüm. Özür dilerim... Özür dilerim... Özür dilerim...

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Cemal Süreya

Aşk yok gayri memlekette. Cemal Süreya beri gideli.
-Can Yücel

Tanrı bin birinci gece şiiri yarattı
Bin ikinci gece Cemal`i
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı
Başa döndü sonra
Kadını yeniden yarattı
-Ülkü Tamer

AŞK


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.


Cemal Süreya

Üvercinka

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu 
                                                              kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse 

                                                  değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna

                                                            diziyorlar
Bütün kara parçalarında
                            Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika hariç değil


Cemal Süreya

Piyale

Sıra hep son kadehe geliyordu
Dudakların başkalarının masasında lâle
Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum
Peşinden başka gidecek yer yoktu
Seni artık hiç sevmediğim halde

Senin o eskisi olmamana imkân yoktu
Ama inadından yapıyordun bunu Cemile
İnattandı hep o içip içip gitmeler
Bense boşalttığın kadehleri satın alıyordum
Enayilik ettiğimi bile bile

Hele o çıkışın yok mu kapıdan
O Allahın belâsı herifle
Başkasının olmayı bir türlü beceremiyordun
Millet arkandan gülüyordu
Düştüğün hale...


Cemal Süreya

Sana giden Yollar Kapalı

Biliyorum sana giden yollar kapalı 
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni 

Ne kadar yakından ve arada uçurum; 
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi 

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm 
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini 

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım 
Ben artık adam olmam bu derde düşeli 

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya 
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki 

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi 
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği 

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; 
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki 

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor 
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini 

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; 
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri 

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım 
Bu böyle pek de kolay değil gerçi... 

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; 
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki 

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, 
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki 

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, 
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: 

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu 
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri


Cemal Süreya


2 Temmuz 2014 Çarşamba

Siir Sokakta

Kapat defteri kitabı #şiirsokakta















Bu blogta sözü resimlere bıraktım.
Ama son bir uyarı


1 Temmuz 2014 Salı

Zühre Yıldızı

"Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulabilirmiş aşk. Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında. Halen âşık olup olmadıklarını ve eğer âşıklarsa kime âşık olduklarını hatırlayamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış. Baktıklarında gördükleri yüz, âşık oldukları kişinin yüzü olurmuş.
Derler ki, bazıları sadece zifiri karanlık görürmüş aynada. Böylelerinin hafızalarından şüphe etmeleri yersizmiş. Çünkü tekleyen hafızaları değil, aslında yürekleriymiş. " 

Elif Şafak - Mahrem